Beraberliğin kurucu, tefrikanın ise yıkıcı gücünü görebilmek

Beraberliğin kurucu, tefrikanın ise yıkıcı gücünü görebilmek

Doç.Dr. Fethi GÜNGÖR fg@fethigungor.net

Müslümanların gerçek bir din kardeşliği duygusuyla birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğine sürekli vurgu yapan Mehmet Âkif; ayrılıkçı duygulara ve tefrika hastalığına kapılıp küçük fırkalara bölünmenin ne kadar büyük tehlikelere yol açtığını şiirlerinde, yazılarında, vaaz ve hitabelerinde büyük bir fesahatle ortaya koymuştur.

DİN KARDEŞLİĞİNİN BÜYÜK GÜCÜNÜ KEŞFEDEBİLMEK

“Âyât-ı kerîme var, nâmütenâhî ehâdîs-i şerîfe var ki, efrâd-ı müslimînden biri, diğer dindaşlarını kendi öz kardeşi bilmedikçe, onların meserretiyle mesrûr, musîbetiyle-mâtemiyle mahzûn olmadıkça tam Müslüman olamaz. İmanın kemâli, cemâat-i müslimîne sımsıkı sarılmakla kâimdir. ‘Bütün Müslümanlar bir araya gelerek tek bir vücudu meydana getiren muhtelif uzuvlara benzerler. İnsanın bir uzvuna bir hastalık, bir acı isabet etse, diğer uzuvların kâffesi o hasta uzvun elemine ortak oldukları gibi, bir Müslüman da diğer dindaşlarının acısına, musibetine, mâtemine kâbil değil bîgâne kalamaz. Kalabiliyorsa, demek ki Müslüman değil.’ ‘Bir müminin diğer mümine karşı vaziyeti, yekpâre bir duvarı vücuda getiren perçinlenmiş kayaların birbirine karşı aldığı vaziyet gibidir. Öyle olacaktır, öyle olmalıdır’(1) hadis-i şerifini elbette işitmişsinizdir.” (Abdülkadiroğlu, 1992:144).

BERABERLİĞİN ÖNEMİNİ VE TEFRİKANIN ZARARINI İDRAK EDEBİLMEK

Hz. Peygamber’in Müslüman toplumun çeşitli fırkalara bölünmesini yasaklayarak, fertlerin birlik içinde hareket etmesini ve tefrikadan uzak durmasını tavsiye etmesi sebebiyle, Müslüman toplumun geneli ile birlikte hareket etmenin önemini dile getiren ve Allah’ın yardımının cemaatin (birlik içinde olanların) yanında olduğunu ifade eden rivayetlere şiirlerinde, yazılarında ve hitabelerinde yer veren Âkif, Müslümanların birlik ve beraberliğinin önemini kuvvetli vurgularla dile getirir:

“Şu vahdet târumâr olsun” deyip saldırma İslâm’a,/ Uzaklaşsan da îmândan, cemâatten uzaklaşma./ İşit, bir hükm-i katî var ki, istînâfa yok meydan:/ “Cemâatten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah’tan.” (Ersoy, 2003:433).

Osmanlı Devleti dağılmaya başladığında farklı soydan grupların devletten ayrılmalarının zararına defaatle işaret eden Âkif, birlik ve beraberliğin önemini anlatırken şu hadisi çokça kullanır:

“Herhangi bir ırkçılığa çağıran bizden değildir. Bir ırkçılık davası üzerine savaşan bizden değildir. Irkçılık davası üzere ölen bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 112).

GERÇEK BİR İMAN KARDEŞLİĞİ TESİS EDEBİLMEK

Âkif, iman kardeşliğinin söylemde bırakılmayıp uygulamada da gösterilmesinin zaruretine ilişkin şu açıklamaları yapmıştır:

“Cenab-ı Hak sizi sıkı imtihanlara çekmedikçe, siz de sabr u sebat göstermedikçe, cennete gireriz mi zannediyorsunuz?” (bkz. Âl-i İmrân, 3/142). Yanlış. Sonra, Peygamber aleyhisselam buyurdu ki: ‘İman olmadıkça cennete giremezsiniz…’ Malum, fakat alt tarafı var: ‘Birbirinizi sevmedikçe de mümin olmazsınız.’(2) Lâkin ben bütün Müslümanları seviyorum. Kalbimde din kardeşlerime karşı hiç buğz, nefret yok… İyi ama muhabbet, şefkat gibi şeyler hep umûr-ı bâtıniyedendir. Vücûduna hükmolunmak için, hariçte âsârı, tecelliyatı görülmek lâzım. Yalnız hissiyât-ı kalbiye kâfî olsaydı, Cenâb-ı Hak bu namazları, bu oruçları, bu ibadetleri emretmezdi. Kalben beni tanıyın. Bu kadar kâfî, derdi. Hâlbuki böyle değil. Allah bile ahvâl-i kalbiyemizi, ahvâl-i vicdâniyemizi hâricî eşkâl ile görmek istiyor…” (Abdülkadiroğlu, 1992:116).

Âkif’e göre Batı’nın “böl, parçala ve yok et” politikaları karşısında devleti kurtaracak olan çare birlik ve beraberliktir. O, Müslümanların vaktiyle birlik ve beraberlik içerisinde oldukları için tarihte büyük devletler kurduğunu, ayrılığa düştükleri vakit ise vatanlarını kaybettiğini anlatır. Mehmet Âkif Ersoy’da birlik ve beraberlik fikri, geniş halk kitlelerini yönlendiren bir çağrıya dönüşür. Nitekim, Kurtuluş Mücadelesinde maneviyatın maddiyata karşı gâlip gelmesi, milletin zorluklara karşı tek yürek olması ve ülkede millî birlik ve beraberliğin sağlanmasıyla gerçekleşmiştir (Çapan, 2011:99).

ÇÖKÜŞÜN KANUNUNU KAVRAYIP ONA GÖRE TEDBİR ALABİLMEK

Birlik ve beraberliğin korunamadığı toplumların bağımsızlıklarını kaybederek başka milletlerin esareti altında girmeye mahkum olduğuna dikkat çeken Âkif; fitne, fesat, nifak ve şikak gibi sosyal hastalıklara karşı toplumu uyarır. Nitekim Kastamonu’da tarihî Nasrullah Cami’nde 19 Kasım 1920 tarihinde verdiği va’zında bu hususun ehemmiyetine vurgu yapmıştır:

“Milletler topla, tüfekle, zırhlılarla, ordularla, uçaklarla, silahlarla yıkılmıyor, yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki râbıtalar, bağlar çözülerek herkes kendi başının derdine, kendi havasına düştüğü zaman yıkılır… İslâm tarihini şöyle bir gözden geçirecek olursak, güneyde, kuzeyde, doğuda, batıda yıkılmış ne kadar Müslüman devletler varsa hepsinin tefrika yüzünden, aralarına sokulan fitneler, fesatlar, nifaklar, şikaklar yüzünden bağımsızlıklarına veda ettiklerini, başka milletlerin esareti altına girdiklerini görürüz. Ecdadımız bize kanları, canları pahasına emanet ettikleri, yadigâr bıraktıkları o koca iklimleri, o dünyanın en zengin, en verimli topraklarını vere vere bugün avuç içi kadar yere tıkıldık kaldık. Haydi diyelim ki evvelce düşman önünden perişan bir halde kaçarken, arkada sığınabilecek barınabilecek bir ocak yahut bir bucak bulabiliyorduk. Fakat gözünüzü açınız, iyice bilmiş olunuz ki artık dinimizi, imanımızı, ırzımızı, namusumuzu, çoluğumuzu, çocuğumuzu barındırabilmek için arkamızda hiçbir yer kalmamıştır. Şayet düşmanların hilelerine, tezvirlerine, yalanlarına kapılarak birbirimize girmeye, birbirimizin kanını içmeye bir süre daha devam edecek olursak, Allah korusun bu son Müslüman ülke de ayaklar altında çiğnenip gidecektir!”(3)

YILGINLIĞA KAPILMAMAK VE GELECEĞE UMUTLA BAKMAK

İslâmiyet’i toplumsal birlik ve beraberliğin çimentosu olarak gören Âkif, düşmanca saldırıların bu milleti mazisinden koparamayacağı konusunda emindir ve istikbale umutla bakmaktadır:

“Hâdisât etmesin oğul, seni aslâ bedbîn…/ İki üç balta ayırmaz bizi mâzimizden./ Ağacın kökleri mâdem ki derindir cidden,/ O, bakarsın, yine üstündeki edvârı yarar,/ Yükselir, fışkırıp, âfâk-ı perîşânımıza;/ Yine bin vâha serer kavrulan îmânımıza./ Vâkıa ortada yüzlerce mesâvî yüzüyor;/ Sen bu kâbûsu bütün şerre değil, hayra da yor./ Çünkü yoktur birinin kalb-i cemâ’atte yeri;/ Arasan: Hep beş on maskara ferdin hüneri!” (Ersoy, 2003:404).

IRKÇI FİKİRLERE KARŞI TAVIR ALABİLMEK

Mehmet Akif’in Osmanlı Devleti’nin yıkılışı sırasındaki zorlu yıllarda devlet aleyhindeki ırkçı fikirlerle ve bağımsızlık adına yola çıkan Araplara ve Arnavutlara karşı devletin birlik ve bütünlüğünü savunması, günümüz açısından aynı sıkıntıları çeken bizler için çok önemlidir. Ona göre bütün toplumlar ve ırklar, devletin şemsiyesi altında kardeşçe, aynı dinin mensubu olarak sırt sırta vermeli ve bütünlüğü bozan hareketlerden kaçınmalıdır.

Akif şiirlerinde devletin birliğine kasteden tüm ırkçı fikirlere karşı tavır almaktadır (Azimli, 2008:502):

“Siz ey bu yangını izhâr eden beş altı sefil/ Ki ettiniz bizi Hırvatla Sırpa rezil/ Neden halifeye Kur’anla bağlı Arnavudu/ Ayırdınız da harap ettiniz bütün yurdu/ Nasılmış anlayınız iddiâ-yı kavmiyet/ Ne yolda mahvoluyormuş bakın ki bir millet/ Siz ey zehri en evvel kusan beyinsizler/ Kaçıp da kurtuluruz sandınız fakat ne gezer/ Bugün belanızı bulmuş değilseniz mutlak/ Yarın ki sâikalar beyninizde patlayacak!” (Ersoy, 2003:273).

“Hani, milliyyetin İslâm idi… Kavmiyyet ne!/ Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyyetine./ ‘Arnavutluk’ ne demek? Var mı şerîatte yeri?/ Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!/ Arabın Türke; Lâzın Çerkese, yâhud Kürde;/ Acemin Çinliye rüchânı mı varmış? Nerde!/ Müslümanlık’ta ‘anâsır’ mı olurmuş? Ne gezer!/ Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber./ En büyük düşmanıdır rûh-i Nebî tefrikanın;/ Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!/ Şu senin âkıbetin bin bu kadar yıl evvel,/ Sana söylenmiş iken doğru mudur şimdi cedel?/ Artık ey millet-i merhûme, sabâh oldu uyan!/ Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?/ Ne Araplık ne de Türklük kalacak aç gözünü!/ Dinle Peygamber-i Zîşân’ın İlâhî sözünü./ Türk Arapsız yaşamaz, kim ki ‘yaşar’ der delidir,/ Arabın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir./ Veriniz baş başa; zîrâ sonu hüsrân-ı mübîn:/ Ne hilafet kalıyor ortada billâhi, ne dîn!/ ‘Medeniyyet!’ size çoktan beridir diş biliyor;/ Evvela parçalamak sonra da yutmak diliyor:/ Arnavutlar size ibret olacakken, hâlâ,/ Ne bu şûrîde siyâset, ne bu fâsid da’vâ?/ Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz…/ Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz!/ Bunu benden duyunuz, ben ki, evet, Arnavudum…/ Başka bir şey diyemem… İşte perişan yurdum!..” (1913)

HAKİKAT BİLGİSİNİN GÜCÜYLE MÜCADELE ETMEK

Akif ömrünün sonuna kadar ayrılıkçı fikirlerle mücadele etti. Onun için vatanın birlik ve bütünlüğü, ümmetin beraber yaşaması hayati öneme sahipti. Bu düşüncelerle Araplara karşı geldi ve onları ikna için Arabistan’a gitti. Aynı yıllarda Turancılığı ön plana alan İttihatçılara karşı çıktı. Kendi milleti olan ayrılıkçı Arnavutçulara karşı en sert söylemlerde bulundu. Âkif’in bu düşüncelerinde ne kadar haklı olduğu, müttefik Almanya’da bulunan ve İngilizlerden alınan esirlerle görüşmek üzere gittiğinde dönüşte Viyana’da Kudüs’ün İngilizlerce işgal edildiğini duyan Müttefiklerinin sevinç çığlıkları atmaları üzerine daha net anlamıştı. O, çözümü şu şekilde sunmuştu:

“Bugün anâsır-ı İslâm’ı bir denî cereyân/ Sürüklüyor ki bakın nerden eyliyor nebeân/ Felâketin başı hiç şüphe yok cehaletimiz/ Bu derde çare bulunmaz ne de olsa mektepsiz/ Ne Kürt elifbayı sökmüş, ne Türk okur, ne Arab/ Ne Çerkezin ne Lazın var, bakın elinde kitap/ Hulâsa milletin evlâdı bilgiden mahrûm/ Unutmayın şunu lâkin zaman zaman-ı ulûm.” (Ersoy, 2003:257).

1) Buhârî, Salât 88, Edeb 36; Müslim, Birr 65; Tirmizî, Birr 18; Nesâî, Zekât 67.

2) Müslim, İman 93; Ebû Dâvûd Edeb 131; Tirmizî, İsti’zân 1. Keza bkz. Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 56; Ahmed b. Hanbel, I/165,167.

3) Bu va’zın metni, Sebilü’r-Reşad dergisinin 25 Kasım 1920 tarihli 464. sayısında yayımlanmıştır.

Kaynaklar:

ABDÜLKADİROĞLU, Abdülkerim ve Nuran Abdülkadiroğlu. (1992). M. Akif’in Kur’ân-ı Kerim’i Tefsiri, Mev’ıza ve Hutbeleri. Ankara: DİB Yayını, 231 s.

-AZİMLİ, Mehmet. (2008). “Arnavut Mehmet Akif ve Devletin Bütünlüğü”. I. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu Bildiriler Kitabı içinde, 19-21 Kasım 2008, Burdur: Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Yayını, c.II, s.501-505.

-ÇAPAN, Funda. (2011). “Mehmet Âkif Ersoy’da Birlik ve Beraberlik Fikri”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, 12-14 Ekim 2011 Bildiriler Kitabı içinde, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayını, s.99-110.

-ERSOY, Mehmet Âkif. (2003). Safahat. İstanbul: İnkılâp Yayınları.

Sosyal Medya Hesaplarımız...
facebooktwitteryoutubegoogleplus

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

49 − = 39