Sağ-Reklam-Sabit
Sol Reklam Sabit

Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den Kahramanmaraş Abdulhamid Han Camii’nde Hutbe

Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den Kahramanmaraş Abdulhamid Han Camii’nde Hutbe

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ

و قال في اية أخري

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ

مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَاناً واحْتِساباً ، غُفِرَ لَهُ ما تَقَدَّمَ مِنْ ذنْبِهِ

 

İman ve edep şehri Kahramanmaraşlı kardeşlerim, Sultan Abdülhamid Camii’nin kubbesini imanla dolduran mümin kardeşlerim, Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

Bugün hem sevinçliyiz, hem hüzünlüyüz. Sevinçliyiz, çünkü Rabbimiz her sene bize kitabımızı yeniden getiren Ramazan’ı bize lütfetti ve doya doya Ramazan medeniyetini yaşıyoruz. Sevinçliyiz, çünkü bir ömre bedel Kadir Gecesi’nin arifesindeyiz. Sevinçliyiz, çünkü Ramazan mektebinden mezun olarak bayrama yaklaşıyoruz. Hüzünlüyüz, çünkü Ramazan bizi bırakmak üzere. Hüzünlüyüz, çünkü her sene bize Kur’anımızı yeniden getiren, bizi orucun takvasıyla, iftarın sevinciyle buluşturan, sahurun bereketiyle gelen, bizi yeniden kardeş kılan, unuttuklarımızı hatırlatan Ramazan-ı Şerif’e elveda diyoruz. Elveda ya şehr-i Ramazan ifadelerini müezzinlerimizden duyunca kalbimize bir hüzün çöküyor. Cenabı Hakk, Ramazan’ın hakkımızda en güzel şekilde şahitlik yapmasını nasip eylesin. Ve nice Ramazanlara imanla, ilimle, hikmetle kavuşmayı Cenabı Hakk milletçe hepimize, alemi İslam’a nasip ve müyesser eylesin.

Aziz Kardeşlerim!

Hutbemizin başında okuduğum ayeti kerimelerde Yüce Rabbimiz şöyle buyurdu: Hangi müminlerin kurtuluşa ve felaha ulaştığını ilan eden Mü’minûn Sûresi’nin ilk ayetleri içerisinde قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ ﴿﴾اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ ﴿﴾ وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ ﴿﴾ وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ ﴿﴾  Müminler kurtuluşa erdiler. Onlar ki namazlarını huşu içerisinde kılarlar. Onlar ki malayani, anlamsız, boş, beyhude her türlü söz ve davranıştan uzak dururlar. Ve onlar ki zekâtlarını vermekte faaldirler. Onlar ki zekât verebilmek için çalışırlar.

Bir diğer ayeti kerimede de Yüce Rabbimiz وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ  Habibim! De ki müminlere; o zenginlerin malları içinde fakirlerin hakkı vardır, işte o hak zekâttır.

Aziz Kardeşlerim!

Yüce dinimiz sadece bizim Rabbimizle kendi aramızdaki ilişkileri tanzim etmekle yetinmemiştir. Sadece namazı emretmemiştir, yeryüzünde Allah’ın bütün kullarıyla doğru bir ilişki içerisinde olmamızı da emretmiştir. Sahip olduğumuz servetlerin, malların, sahip olduğumuz nimetlerin hakkını vermeyi de emretmiştir. Servet sahibi olmayı yasaklamamıştır, fakat servete mahkûm olmayı reddetmiştir. Para sahibi olmayı reddetmemiştir, yasaklamamıştır. Fakat parayı kalbe sokmayı, kalbe hakim kılmayı reddetmiştir. Ve bunu tedavi etmek için de fakirin, miskinin, yetimin hakkını zenginin malına, servetine yerleştirmiş ve onu ilan etmiştir. Biz ona zekât diyoruz, biz ona sadaka diyoruz, biz ona infak diyoruz, biz ona karz-ı hasen diyoruz. Bütün bu müesseselerle Rabbimiz bizim sahip olduğumuz mallarla, servetlerle ilişkilerimizi tanzim etmiştir. Ve zekâtla namazın arasını ayırmamıştır. Kur’an-ı Kerim وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ onlar ki namazları dosdoğru kıldılar

Namazı ayağa kaldırın, namazı ikame edin dediği her yerde وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ zekâtı verdiler, zekâtı unutmayın, zekâtı verin buyuruyor.

Aziz Kardeşlerim!

Ebu Zer el-Gıfari anlatıyor: “Bir gün halilim, dostum, Allah Resulü (s.a.s) elimden tutmuştu Medine’den Uhud’a doğru yürüyorduk. Bana dedi ki: ‘Ey Ebu Zer, şu Uhud Dağı’nı görüyor musun? Görüyorum ya Resulullah dedim. Ey Ebu Zer, bu Uhud Dağı’nın tamamı altın olsa ve hepsi de Muhammed’in olsa, benim olsa, ben yeryüzünün herhangi bir noktasında bir fakir, bir muhtaç var iken onun zerresini evime götürmem.” buyurdu.

Aziz Kardeşlerim!

İşte Allah Resulü (s.a.s.) müminin mal ve servetle ilişkisini böyle tanzim etmiştir. Elbette Ebu Zer el-Gıfari’ye söylediği takva derecesidir, fakat asgari mümine yüklediği vazife zekâtı kaçırmamaktır. Zenginlerin malında mirasçılarının, evlatlarının hakkı nasıl varsa ve o hakkı gasp etmek ne kadar kötü ve yanlış bir davranış ise, zenginin malında da fakirin öylece hakkı vardır. Cenabı Hakk bunu açıkça  وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ    ayetinde buyuruyor.

Aziz Kardeşlerim!

Servet sahiplerinin dikkat edeceği en önemli hususlardan bir tanesi de helal kazanmaktır, helal kazançtır. Allah Resulü (s.a.s.) kıyamet sabahında altı şeyden sorulmadan hiçbir mümin adımını atamaz buyurduğu hadis-i şerifte; Allah’ın kuluna malını nereden kazandın, nereye harcadın diye soracaktır buyuruyor. İslamiyet’in yeryüzüne kısa sürede yayılışının Risalet-i Muhammediye’nin, ilahi rahmetin yeryüzüne en kısa zamanda yayılışının bir mucize olduğu açıktır. Allah Resulü (s.a.s.)’in vefatından kısa bir müddet sonra, daha Hazreti Ömer dönemine geldiğimizde İslamiyet Afrika içlerine kadar, Mâverâünnehir’e kadar, Horasan’a kadar ulaştı. İslamiyet kısa sürede Çin Seddi’nin öbür taraflarına İslam’ın rahmetiyle yayıldı. Avrupa’ya, Endülüs’e gitti, dünyanın her tarafına yayıldı. İslamiyet’i tebliğ eden kahramanlar iki gruptur. Birinci grup; İslam’ın irfan mektebinin talebeleri olan Alperenler, dervişler. İkinci grup da; sadık ticaret erbabı tacirler. Yalnız aziz kardeşlerim, alperenler İslam’ı götürmeden önce İslam’ın ihlasını ve salih amelini taşıdılar. Müslüman tacirler ise imanı taşımadan önce helali ve ahlakı taşıdılar. Bugün Müslümanların içine düştüğü sıkıntının sebebi şudur ki; biz İslam’ı götürmeye çalışıyoruz, ama beraberimizde ihlası ve salih ameli taşıyamıyoruz. İmanı götürmeye çalışıyoruz ama beraberimizde ihlası, helali ve ahlakı taşıyamıyoruz. Mühim olan İslam’la birlikte ihlas ve salih amel, imanla birlikte helal ve ahlaktır.

Aziz Kardeşlerim!

Kur’an-ı Kerim’de zekâtın beraber geçtiği bir kavram daha var, o da faizdir. Zekât ve faiz, Kur’an’ın iki ayetinde beraber geçer. Çünkü ikisi de malla, servetle ilişkimizi tanzim eder. Birisi helali tayin eder, birisi rızkı helalleştirir; birisi emeğe saygısızlık yoluyla başkasının emeğini çalarak insanları hırsız yapar. Birisi malı arttırır, birisi mahveder, azaltır. Ve Cenabı Hakk açıkça şöyle buyuruyor: يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِۜ

Faiz sahip olduğunuz malı ve serveti mahveder, yok eder, bereketini ortadan kaldırır. وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِۜ Verdiğiniz zekâtlar ve sadakalar ise malınızı arttırır. Dünya ölçüleriyle bu ayeti anlamak mümkün değildir. Azalan bir şeyi Rabbimiz çoğalıyor diye ilan ediyor. Çoğalıyor görünen bir şeyi de Rabbimiz azalıyor diye haber veriyor.

Cenabı Hakk, helal rızk ile beslenmeyi nasip etsin. Cenabı Hakk evlatlarımızın, yavrularımızın kursağından haram lokma geçirmeyi bizlere nasip eylemesin. Cenabı Hakk, Ramazan-ı Şerif’in hakkımızda kıyamet gününde en güzel şehadette bulunmasını nasip eylesin.

Sosyal Medya Hesaplarımız...

facebooktwitteryoutubegoogleplus

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir