En büyük cehalet, eğitimle elde edilen cehalettir

En büyük cehalet, eğitimle elde edilen cehalettir

Gaziantep’te düzenlenen ‘Kendi Eğitim Dünyamızın Yeniden İnşası’ sempozyumunun açılış programına katılan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez,eğitim hakkında şunları söyledi:

“En büyük cehalet, eğitimle elde edilen cehalettir…”

Dil, Adem’e öğretilen isimler, beyan, konuşmak, düşünmek, atfetmek, tefekkür etmek, sormak sorgulamak, sebebini anlamak, hikmeti üzerinde düşünmek bütün bunlar doğuştan Allah’ın insana lütfettiği değerlerdir. Eğitim sadece bunların önünü açmak için vardır. Akıl nimetini en iyi şekilde kullanmasını sağlamak Kur’an-ı Kerim’in en çok üzerinde durduğu husustur. Kur’an-ı Kerim, ‘akıl etmez misiniz, tefekkür etmez misiniz, tedebbür etmez misiniz, tezekkür etmez misiniz’ diye sürekli insanı sarsarken üzerinde durduğu gerçek, insanoğlunda var olan o düşünme kabiliyetinin, tefekkür kabiliyetinin önünü açmaktır. Bugün İslam dünyasında ve çağdaş dünyada eğitim dediğimiz süreçler, insan yetiştirme düzenlerimiz, insanın bu potansiyellerini azaltıyor mu, yoksa insanın bu potansiyellerini yücelterek önünü mü açıyor? Bu sorunun cevabı üzerinde çokça durmalıyız. Zira en büyük cehalet eğitimle elde edilen cehalettir. Bütün cehaletleri izale edebilirsiniz, ama eğitimle, eğitilmiş cehalet, eğitimle verilen cehalet, eğitimle zerk edilen cehaleti ortadan kaldırmak mümkün olmaz ya da çok güç olur. Çünkü bütün yanlışları doğru bilir, çünkü bütün hakikatler eğitim marifetiyle ters düz edilmiş olabilir. Adalet zulüm, zulüm adalet olarak gösterilmiş olabilir. İslam coğrafyasındaki din eğitimi dahi din konusundaki cehaletin sebebi olabiliyor.

“Bilimle din arasındaki kavga, bizim medeniyetimize ait bir kavga değildir…”

İnsandan sonra bilgi konusunu, bilgi meselesini de çözmeden doğru bir eğitim, eğitim dünyamızı inşa etmemiz mümkün olmaz. Bilgi bizim medeniyetimizde hakikate götüren bir yoldur. Hakikatin kendisi değildir, bilim tapınmak için var kılınmış, gönderilmiş bir şey değildir. Pozitivizmin dünyada öne çıkardığı bilgi anlayışında olduğu gibi. Aklın verileriyle elde edilen bilgi vahiyle insanlığa bilgilenmeyi birbirinin alternatifi değildir. Akıl da Allah’ındır, vahiy de Allah’ındır. Aklında haliki Allah’tır, vahyinde göndericisi Allah’tır. Vahiy akla hitap etmek için gönderilmiştir. Allah vahyi yarattığı kullar tarafından anlaşılsın diye gönderilmiştir, aklıyla yarışsın diye göndermedi. Akılla vahiy arasındaki kavga bizim medeniyetimize ait bir kavga olamaz. Bilimle din arasındaki kavga bizim medeniyetimize özgü, bizim medeniyetimize ait bir kavga değildir. Bilgi evrenimizi ifade eden bizim medeniyetimizde üç kavram vardır ilim, hikmet ve marifet. İlmin sahibine biz alim diyoruz, hikmetin sahibine hakim diyoruz, marifetin sahibine arif diyoruz. Bunlar aynı zamanda bize ait eğitim dünyamızı ifade ediyor. Biz sadece aklı besleyen bir eğitim sistemine sahip olamayız. Aklı doyurup kalbi aç bırakmak, bedeni doyurup ruhu aç bırakmak bize özgü eğitim dünyamıza ait bir şekil olamaz. Bir bütün olarak değerlendirmek durumundayız.

“Faydalı ve doğru olan bütün bilgiler dinidir…”

Bilgi tarihimizde iki kırılma noktası yaşamışız. Bu iki kırılma noktası hem İslam dünyasına, hem İslam medeniyetine, hem de bugün insanlığın yaşadığı bütün medeniyetlere büyük zarar vermiştir. Bizim medeniyetimizde yaşadığımız en büyük kırılma bilginin dini bilgi ve dini olmayan bilgi, pozitif bilgi, negatif bilgi diye ayrılması. Bizim bilgi tarihimizde yaşadığımız en büyük kırılma noktası olmuştur. Bizim medeniyetimizde bilgi bilgidir, faydalı ve doğru olan bütün bilgiler dinidir. Tefsir, hadis, fıkıh ne kadar dini ise, fizik, kimya, matematik o kadar dinidir. Kitabın ayetleriyle kainatın ayetlerini birbirinden ayıran bir bilgi düşüncesine sahip olamayız biz. Zira matematik bilgisi olmadığı zaman, o zaman siz Allah’ın yeryüzüne koyduğu kanunları anlayamazsınız, yani Allah’ın kainata yerleştirdiği ayetleri anlayamazsınız. Bunların gayri dini kabul edilip sadece kitabın metniyle ilgili bilgileri dini bilgi adını vermek, bizim tarihimizde, medeniyetimizde yaşadığımız en büyük kırılma noktası olmuştur.

“Bilgi tarihindeki ikinci kırılma noktası, bilginin bir güç olarak algılanmaya başlanmasıdır…”

Bilgi tarihindeki ikinci kırılma noktası ise, bilginin bir ar-ge unsuru marifetiyle bir güç olarak algılanmaya başlanması, bilginin kendisinin hakikat ve kendisini hakikat olarak bir güç görmeye başlaması. Bilgiyi güç kabul eden anlayışa göre, ahlak pragmatist bir ahlak olur. Bilgiyi güç kabul eden anlayışa göre, siyaset Makyavelist bir siyaset olur. Ama siz bilgiyi bir kılavuz, yol gösterici olarak görürseniz bilgiyi sizi hakikate götüren bir yol olarak görürseniz, o takdirde cehaleti ortadan kaldırırsınız.

Sosyal Medya Hesaplarımız...
facebooktwitteryoutubegoogleplus

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

23 − = 13