İslam Müslümanlar ve Devrim

İslam Müslümanlar ve Devrim

İslam Müslümanlar ve devrim kelimelerinin üzerinde şiddetli bir şekilde durulması gerek. Özellikle bu son asırda gaflet uykusunda olan biz müslümanların İslam’dan bi haber yaşantılarımız içinde, ruhumuzun HAK ‘dan  yana olan bir devrime ne kadarda ihtiyacı olduğu yaşadığımız sıkıntılarımız dan belli değil mi ?

 Peki kime ve neye karşı devrim ?

 Bizlerin bu dünyasını zehir eden ve üstüne birde sonsuz hayatımızı kaybettirecek olan kendi irademizle tabi olduğumuz şeytan ve nefistir. Şimdi yine kendi irademizle bunlara karşı bir devrim yapmalıyız.

 Halbuki huzurlu,mutlu ve refah bir hayat sürmek için herşeyimiz var, tas tamamdık fakat tam olduğumuzu düşünmekmiş en büyük eksikliğimiz geç anladık. Varlık alemindeyiz ama hiçbir varlık mutluluğun menşei olamıyor, somutların içinde soyutlara muhtaçız ve mülkiyette yaşayarak melekut hissiyatına sahip olmak istiyoruz ama yine sadece istemekle kalıp harekete geçemiyor tüm manevi sıkıntılara ve manevi sıkıntılardan hasıl olan maddi sıkıntıların doğmasına zemin hazırlıyoruz.

 Vicdanını dünyalık çıkarlarına hapsetmemiş bir müslüman Kur’ana karşı soğuk bir tavır sergileyemez, sergilediği takdirde hayat onun ruhuna soğuğun en şiddetlisini tattırır, netice olarak yine kara geceler yeni sıkıntılar ve eskimeyen eskimesine izin vermediğimiz günahlara devam hali. İşte ruhumuzun Haktan hakikatten yana bir devrime ne kadar  ihtiyaçı ve hatta ne kadar zorunlu olduğu ortada.

  “Evet bir müslümanın en büyük eylemi namaz  kılmaktır.”

 Elhamdülillah, enkazın altında mahsur olsak da her an ışığı görebiliyor oradan kurtulma umudumuzu kaybetmiyoruz. Bize namazın nurunu (ışığını), namazın kurtuluş reçetemiz oluşunu nasip eden Rabbimize şükürler olsun. Hâl böyleyken nefse ve şeytana karşı bir devrim mücadelesi yapmak başta İslamın çıkarı sonrada biz müslümanların müslümanca bir hayat sürmesi için farz oluyor.

Fakir kelamımızı Bediüzzaman’ın sözüyle bitirelim.

İşte ey tenbel nefsim! O dalgalı meydan-ı harb, bu dağdağalı dünya hayatıdır. O taburlara taksim edilen ordu ise, cem’iyet-i beşeriyedir. Ve o tabur ise, şu asrın cemaat-ı İslâmiyesidir. O iki nefer ise, biri feraiz-i diniyesini bilen ve işleyen ve kebairi terk ve günahları işlememek için nefis ve şeytanla mücahede eden müttaki müslümandır. ( Sözler – 23 ).

 Abdullah Eroğlu

Sosyal Medya Hesaplarımız...

facebooktwitteryoutubegoogleplus

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 + 1 =