Kur’an’dan sonraki kaynağımız: Sünnet (2)

Kur’an’dan sonraki kaynağımız: Sünnet (2)

Kur’an’a Göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ve Sünneti

Şüphesiz ki sevgi mefhumu, insanlık tarihinde, kişiler arasındaki ilişkilerde en büyük rolü oynamıştır. Cemiyetlerin teşekkülünde, aile ve akrabalık bağlarında da hakîkaten etkendir. Onun içindir ki Kur’an’da Allah sevgisinden sık sık bahsedilir. Allah’ı seven insanların, Allah tarafından sevileceği haber verilir. Bu manâda ise kulluğun zirve noktası ortaya çıkar. Pekâlâ, bu mevkie nasıl ulaşılacak? Cenab-ı Hakk bunun için hangi yolu göstermiştir? İşte bunun çok açık cevabı:

“(Rasûlüm! ) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsan‎ız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarını bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (3 Âl-i İmran 31.)

Nesefî bu âyetin tefsîrinde şöyle der:

“Kim Allah’ı sevdiğini iddia eder de, Rasûlü’nün Sünnetine muhalefet ederse, o kimse, tam bir yalancıdır.” (Nesefî, Medârik, İst. 1993, 1/157.)

İbn Kesîr ise şöyle der: “Allah’ı sevdiğini iddia eden kimse, eğer Rasûlullah’ın yolunda değilse, O’na tâbî oluncaya dek gerçekte yalancıdır.” (İbnKesîr, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, Kahire 1980, 1/358.)

Âyet-i kerîme ne kadar açık değil midir? O’nu sevmek gerekiyor. O’nu sevmek ise, ancak Sünnetine tâbî olmakla mümkündür. Bundan sonradır ki, Allah’ın sevgisine ulaşmak ve günahlarını bağışlatmak söz konusu olacaktır. Tabii ki, kulun Rabbi tarafından sevilmesi, çok daha büyük bir değerdir. Bir başka âyet-i kerîme bu konuyu daha da açar:

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, sizi neden yasakladıysa ondan geri durun! Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah’ın cezalandırması çetindir.” (59 Haşr 7.)

Biz bu yazımızda Sünnet’in Kur’an-ı Kerîm’deki yerini belirtirken yer yer O’nu hafife alanlara da cevap vermiş olacağız. Zira, gün geçtikçe ne yazık ki, Sünnet’i hafife alanların arttığına şahit oluyoruz.

Buna göre; acaba yukarıdaki iki âyet-i kerîmeyi gören bir kimse, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve O’nun sünnetinin aleyhine ne diyebilecek ki? Aleyhine diyeceği olana Cenab-ı Hakk’ın bir diyeceği vardır:

“Peygamberin emrine aykırı hareket edenler, başlarına bir belâ gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.” (24 Nûr 63.)

Bu âyet-i kerîme, Allah Rasûlü (s.a.v.)’in, âyetler doğrultusunda mübarek sözleriyle yani hadisleriyle emrettiklerini ve koydukları hükümleri içerisine almıyor mu? Bir başka âyette ise şöyle buyrulur:

“De ki; Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki; peygamberin sorumluluğu; kendisine yüklenen (tebliğ görevini yapmak), sizin sorumluluğunuz da size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz)’dir. Eğer O’na itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygambere düşen, sadece açık-seçik duyurmaktır.” (24 Nûr 54.)

Evet, Allah’a inanan ve O’na itaat edecek olan herkes mutlaka Efendimiz’e (s.a.v.) uymalıdır. Zira O, yaşayışıyla Kur’an’ın timsali olmuş, sözleriyle yine Kur’an’ın müfessiri olmuşlardır. Bu konuda Hz. Âişe (r.anha) annemizin; “O’nun ahlâkı (yaşayış şekli) Kur’an’dı,”(Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 139) sözlerini de unutmamalıyız.

Tabii ki onlar Rasûlullah’a itaat etmemekle O’na bir zarar yapacak güçte değildirler. Ama ancak kendilerine ziyan vermiş olurlar. (Nesefî, a.g.e., 3/809.)

Ancak bir de cahil insanların kafalarını bulandırabilirler ki bunun vebali de çok büyüktür. O halde gerçeği bilenlerin iman edenleri daima uyarması ve öğretmesi gerekir. Öyle ya;

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (39 Zümer  9.)

Delil Olma Açısından Sünnet’in Derecesi

Sünnet’in hukuka kaynak oluşunda şüphe yoktur. Fakat burada onu Kur’an’ın derecesinden sonra sıraladık. Yani Kur’an’dan delil getirmek, Sünnet’le hüccet getirmekten öncedir. Müctehid evvelâ Kitap’ta hüküm arar, bulursa onu alır, onunla hükmeder. Onda bulmazsa mesele hakkında hüküm bulmak için Sünnet’e müracaat eder.

Bu hususa Nebî (s.a.v.)’in Hz. Muaz ile olan şu diyaloğu delâlet eder.

Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Muaz’ı Yemen’e uğurlarken ona şöyle sordu:

– Sana bir mesele geldiğinde ne ile hükmedeceksin?

Hz. Muaz:

– Allah’ın Kitabı ile, dedi. Sonra konuşma şöyle devam etti:

– Ya Allah’ın Kitabı’nda bulamazsan?

– Rasûlü’nün Sünnet’i ile.

– Rasûl’ünün Sünnet’inde de bulamazsan?

– O zaman reyimle (kanaatimle) içtihat eder, elimden gelen gayreti sarf ederim.

Bu cevap üzerine Rasul-i Ekrem s.a.v. şöyle buyurdu:

– Rasûlü’nün elçisini, O’nun hoşnut olacağı anlayışa erdiren Allah’a hamdolsun! (Ebu Davud, Akdiye, 11; Tirmizî, Ahkâm, 3.)

Ayrıca Ömer b. Hattâb’ın Kadı Şureyh’e yazdığı belirtilen şu mektup da bir delildir:

“Sana bir şey arz olunduğunda Allah’ın Kitabı’nda olanla hükmet. Allah’ın Kitabı’nda hükmü bulunmayan bir iş sorulursa Rasûlullah’ın sünnetindeki hükümlerle hallet.” İşte bu hususta bu kâidenin aksine bir şey bilinmemektedir. (Zeydan, Abdulkerim, İslâm Hukukuna Giriş, s. 289.)

Peygamberimiz’e İtaatin Derecesi Nedir?

Daha önce de geçtiği gibi bu konu şöyle aydınlatılır:

“Kim Rasûl’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.”(4 Nisa 80.)

Ölçü… Allah’ı sevmek isteyen, Rasûlü’ne tâbî olacak. Yine Rabbine itaat etmek isteyen, O’na itaat edecek. Âyet-i kerîmelerde pek çok kez yüce Allah’ın adıyla Habîbi’nin adı bir arada zikrolunur:

“Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ediniz ki, size merhamet edilsin.”(3 Âl-i İmran 132.)

“Eğer Allah ve Rasûlü’ne itaat ederseniz Allah, amellerinizden hiçbir şey eksiltmez.”(49 Hucurat 14.)

Bütün bu hükümler acaba neyi kastetmektedir? Çok iyi biliyoruz ki, Kâinatın Efendisi’nin getirdiği bütün hüküm ve nehiyleri değil mi? Tabii ki bunlar içinde O’nun mübarek sünneti de var. Çünkü o sünnettir ki Kur’an’ın hayata uygulamasını sağlar. O (s.a.v.), ne güzel bir örnektir bizim için:

“Andolsun ki, Rasûlullah, sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”(33 Ahzab 21.)

Bu örnek Efendiler Efendisinin sadece şahsı değil, bilâkis O’nun Sünnet’idir. Kur’an’da geçen “Hikmet” sözcüğünden de öncelikle sünnet anlaşılır:

“Allah sana Kitab’ı ve hikmeti indirmişve sana bilmediğini öğretmiştir.”(4 Nisa 113.)

“Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab’ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Rasûl gönderdik.”(2 Bakara 151.)

Anlaşmazlığa Düşünce Ne Yapmalıyız?

Pek tabiidir ki insanlar aynı inancı paylaşsalar da, hep aynı düşünce içerisinde olamazlar. Bazı zamanlarda görüş ayrılıklarının çıkması ve anlaşmazlığa düşmek mümkündür.

İşte yüce Mevlâmız böyle bir durumda mü’minlerin yapacağı şeyi haber verirler:

“Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe inandığınız takdirde onu, Allah’a ve peygambere arz edin. Bu, sonuç olarak daha hayırlı ve daha güzeldir.” (4 Nisa 59.)

Âyet-i kerîmede geçen “Allah’a arz edin” emriyle Kur’an’a başvurmak anlaşılır. “Rasûlü’ne arzedin” emriyle de O’nun Sünneti anlaşılmaz mı?

Muzaffer Dereli

Sosyal Medya Hesaplarımız...
facebooktwitteryoutubegoogleplus

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

67 + = 73