Mehmet Görmez Amerika’da Türkçe Arapça İngilizce hutbe verdi

Mehmet Görmez Amerika’da Türkçe Arapça İngilizce hutbe verdi

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, yarın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından resmi açılışı gerçekleştirilecek Amerika Diyanet Merkezinde 3 dilde hutbe irad etti, Cuma namazı kıldırdı. Merkezde yer alan camiyi dolduran binlerce Amerikalı Müslümana hitap eden Başkan Görmez Türkçe, İngilizce ve Arapça olarak barış mesajları verdi. Hutbesinde camiler ve mescitlerin gönülleri imar eden merkezler olduğunu ifade eden Başkan Görmez, “Camiler sevgi mekanıdır. Çünkü biz orada Rabbimizi, insanı ve bütün kâinatı sevmeyi öğreniriz. Camiler eşitlik mekânıdır. Camiler dillerin, ırkların, renklerin, makam ve mevkilerin, rütbelerin yok olduğu ve herkesin eşitlendiği yerlerdir.” şeklinde konuştu.

Bu ulu mabet tüm insanlığın barış, esenlik ve kardeşliğine hizmet edecektir.

“Bu ulu mabet, bütün dünyaya İslam’ın şefkat ve merhametini ulaştıracak yeryüzü ahalisini hak, hakikat ve adalete davet edecektir” diyen Başkan Görmez, “Bu ulu mabet ilim, hikmet ve marifet ocağı olacaktır. Tüm insanlığın barış, esenlik ve kardeşliğine hizmet edecektir. Bu merkez insanlığını ufkunu karartmak isteyen Medeniyetler çatışması tezini her taşı ve nakışı ile reddeden bir medeniyet abidesi olacaktır.” diye seslendi.

Cinayet şebekelerinin din adına işlediği suçlardan dolayı başınızı öne eğmeyiniz

Başkan Görmez, dini görünümlü terör örgütlerinin eylemlerini hatırlatarak, “Ortadoğu’da, Afrika’da, başka yerlerde bir takım cinayet şebekelerinin din adına işlediği insanlık suçlarından dolayı başınızı öne eğmeyiniz. Hepimiz biliyoruz ki bütün insanlığa karşı işlenen bu cinayetler asla İslam’ın bir eseri olamaz. Bu camiyi ve merkezi tüm dünya için bir emniyet ve güven merkezine dönüştürmenizi diliyorum.” şeklinde konuştu.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in Amerika Diyanet Merkezi’nin açılışı öncesi Amerikalı Müslümanlara irad ettiği hutbenin tam metni.

Saygıdeğer kardeşlerim,

Allah’ın selamı her birinizin üzerine olsun. İzin verirseniz hutbemi önce Türkçe, ardından inşallah İngilizce takdim edeceğim.

Hutbeme başlarken insanlığın, beşeriyetin atası Hz. Adem’e ve ona evlat olmayı başarmış Hz. İnsana, beni adem ismini hak etmiş bütün insanlığa selam olsun.

Kurtuluş gemisinin sahibi Hz. Nuh’a ve o gemide yol almayı hak etmiş bütün müminler topluluğuna selam olsun.

Peygamberlerin atası, Kabe’nin mimari Hz. İbrahim’e, zürriyetimizin babası Hz. İbrahim’e ve ona evlat olmayı hak etmiş bütün İsmail oğullarına selam olsun.

On emrin sahibi Hz. Musa’ya ve onunla birlikte zulme karşı çıkmış bütün müminler topluluğuna, bütün İshak oğullarına selam olsun.

Dağdaki vaazın sahibi Hazreti İsa’ya ve onunla birlikte dinin rahmet mesajını Roma’nın egemenliğinden kurtarmak için çaba gösteren bütün müminler topluluğuna, bütün ehli kitaba selam olsun.

Ve nihayet Hatem-ül Enbiya Muhammed Mustafa’ya (SAS) ve ona ümmet olmayı başarmış bütün müminler topluluğuna, İslam ümmetinin ferdine selam olsun.

Aziz kardeşlerim,

Cumanız mübarek olsun. Öncelikle Amerika’da, Washington’da, Maryland Eyaletinde inşası tamamlanan bu muhteşem mabedin içerisinde Cuma vaktinde icabet saatinde dilleri farklı, renkleri farklı, kültürleri farklı ama aynı Allah’a iman etmiş, aynı Rabbe kul olmuş, aynı Peygamber’e, Muhammed Mustafa’ya (SAS) ümmet olmayı başarmış, aynı Rahman’a secde eden müminler topluluğu olarak bizleri buluşturduğu için sonsuz hamd-ü senalar olsun.

Aziz kardeşlerim,

Rabbimize ne kadar hamd etsek azdır. Daha birkaç sene önce bataklık olarak görülen bir mekanda bu muhteşem mabedi tamamlamayı nasip ettiği için Cenab-ı Hakk’a sonsuz hamd-ü senalar olsun. Elbette burası sadece bir cami değildir, burası sadece bir merkez değildir, burası Amerika’da yaşayan bütün Müslümanların, dilleri, orijinleri farklı ne kadar mümin varsa bütün müminler topluluğunu kardeş kılacak, hepsi arasında, tamamı arasında kardeşlik duygularını inşa edecek bir merkez olmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

Burada gördüğünüz her taş, her nakış, bugün insanlığın ufkunu karartan medeniyetler çatışmasını reddedecektir. Bu müessesede gördüğünüz her güzellik yeryüzünü saran kötülükleri ortadan kaldırmak için sessizce mücadele edecektir. Zira Rabbimiz bize bunu öğretmiştir. Kötülüğü ortadan kaldırmanın yolu iyilik yapmaktır. Yanlışlığı ortadan kaldırmanın yolu doğrulukta ısrar etmektedir. Çirkinlikleri ortadan kaldırmanın yolu ancak ve ancak güzelliklerde ısrar etmek, güzel işler yapmak, insanlığın fıtratında var olan güzellikleri göstermektedir.

Aziz kardeşlerim,

Hutbemin başında okuduğum ayeti kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor, Salih Peygamber’in lisanıyla bizlere hitap ediyor ve bütün insanlığın yaratılış gayesini anlatıyor: هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فيهَا sizi Allah yerden yarattı, Allah sizi topraktan yarattı ve sizden yeryüzünü imar etmenizi istedi.

Bugün insanlığın kainatla ilişki ikiye ayrılıyor; yeryüzünü imar edenler, yeryüzünü ifsat edenler, yeryüzünü imar edenler, yeryüzünü tahrip edenler. Yeryüzündeki varlık gayemiz, yeryüzünü imar etmektir. Ancak, gönüllerini imar edemeyenler yeryüzünü imar edemezler. İstedikleri kadar binalar yapsınlar, inşaatlar yapsınlar, fabrika bacaları yükselsin, insanoğlu gönül dünyasını imar etmedikçe yeryüzünü imar edemez. İnşa etmek başka şeydir, imar etmek başka şeydir.

Bu okuduğum ayet öyle bir ayettir ki, nice İslam bilginlerine ilham kaynağı olmuş, insanlığın ufkunu aydınlatan büyük felsefeler çıkarılmıştır. İbn-i Haldun, umran adını verdiği felsefeyi bu ayetten istihraç etmiştir. Farabi’miz erdemliler şehrini, El Medinetü’l Fazıla’sını kaleme alırken bu ayet üzerinde durmuştur. Ragıp El İsfahani İslam’ın ahlak felsefesini, iki dünyanın saadetini göstermek için kaleme aldığı o muhteşem eserinde yeryüzünde insanların gönül dünyalarını imar etmedikçe yeryüzünü imar edemeyeceklerini, gönüllerini imar edemeyen insanların yeryüzünü ifsat edeceğini söyler, hem de ifsat ederken ıslah ettiğini zanneder. Onlara gelin yeryüzünü ifsat etmeyin denildiği zaman, ıslah ediyoruz derler.

Kardeşlerim,

Onun için yeryüzünde yaşayan her insanın önce kendi gönül dünyasına yönelmesi lazım, oradan kin, öfke ve nefreti uzaklaştırması lazım. Kalbe Rabbimizin tevhidi, Rabbimize imandan başkası yakışmaz, çünkü müminin kalbi Allah’ın nazargahıdır, çünkü müminin kalbi Rabbe imanın mekanıdır. Önce kalbimizi imar etmeliyiz ve sonra bütün yeryüzünü birlikte imar etmeliyiz.

Sevgili Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem bir gün Kabetullah’ı tavaf ederken Kabetullah’a hitaben şöyle dedi:

ما أطيبك وما أطيب ريحك ما أعظمك وما أعظم حرمتك والذي نفس محمد بيده لحرمة المؤمن عند الله أعظم من

حرمتك ماله ودمه

Ey Kâbe! Sen ne güzelsin! Kokun ne kadar güzel! Sen ne yücesin! Hürmetin ne kadar yüce! Allah’a andolsun ki bir müminin kalbi senden daha yücedir. Bir müminin canı, malı, izzeti senden daha değerlidir. Başka bir rivayette, bir müminin kalbi senden daha yücedir. Onun için, sevgili Peygamberimiz bu hadisle her müminin kalbiyle mabet arasında, her müminin kalbiyle Kabe arasında ilişki kurmuş ve Rabbini tanıyan, yeryüzünü imar etmeye karar vermiş müminin kalbinin Kabetullah’tan yüce olduğunu ifade etmiştir.

Aziz kardeşlerim,

Kalbi imar etmenin mekanı camilerimizdir. Camiler kalbi imar etme mekanlarıdır. Onun için hutbemin başında okuduğum ayeti kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّهِ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَأَقَامَ الصَّلاَةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلاَّ اللّهَ فَعَسَى أُوْلَئِكَ أَن يَكُونُواْ مِنَ الْمُهْتَدِينَ . mescitleri ancak Allah’a iman edenler imar ederler, mescitleri ancak namazı dosdoğru kılanlar, Allah’a iman edenler, ahirete iman edenler, namazı dosdoğru kılanlar, zekatlarını verenler ve Allah’tan başkasından korkmayanlar imar edebilirler. Mescitler bizi imar eder, biz mescitleri imar ederiz. Bu caminin inşaatı bitmiş durumdadır, ancak bugün hep birlikte Rahman’a secde etmeye başladığımızda imar etmeye başlamış oluruz. Biz mescidi imar ederiz, mescit bizi imar eder. İmar edilmiş mümin yeryüzünü imar etmeye başlar.

Aziz kardeşlerim,

Sevgili Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur: جُعِلَتْ لِىَ الأَرْضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا أَيْنَمَا أَدْرَكَ رَجُلٌ مِنْ أُمَّتِى الصَّلاَةَ صَلَّى  Yeryüzü bana mescit kılındı. Ümmetim nerede namaz vakti girerse temiz bulduğu bütün topraklarda namazını eda edebilir. O zaman şu soruyu sormalıyız kendimize: Madem bütün yeryüzü müminlere mescit, o zaman neden camileri inşa ediyoruz? Çünkü camiler sadece namaz kılma mekanı değildir, çünkü camiler bilgi mekanımız, biz Rabbimizi öğrenmeliyiz burada. Çünkü camiler birlik mekanımız, kalplerimizi birleştirmeliyiz. Çünkü camiler sevgi mekanımız, birbirimizi sevmeyi, Rabbimizi sevmeyi, kainatı sevmeyi öğreniriz. Çünkü camiler özgürlük mekanı, biz aynı zamanda dilleri, ırkları, renkleri, makamları, mevkileri yok ederek camiye gireriz. Cami aynı zamanda tevhitle vahdet arasındaki ilişkiyi kuran ve tevhidin potasında bizleri eriterek kardeşler topluluğu olmayı bize bahşeder.

Aziz kardeşlerim,

Hutbemin Türkçe kısmını bitirirken, hassaten Amerika’da, Avrupa’da yaşayan bütün Müslüman kardeşlerimize iki hitabım olacak.

Birincisi; öncelikle dünyanın neresinde yaşarsanız yaşayın, yüz binlerce kilometre ötede, on binlerce kilometre ötelerde bizim isimlerimizi taşıyan, bizim inancımızdan olduğunu ifade eden, ancak inancımızın ret ettiği cinayetleri işleyen insanların yüzünden asla başınızı öne eğmeyiniz. Zira hepimiz biliyoruz ki, bugün üç ilahi dinin neşret ettiği o topraklarda işlenen hiçbir cinayetin yeryüzüne rahmeti getiren dini mübini İslam’la hiçbir ilişkisi olamaz. Hepimiz biliyoruz ki, on binlerce kilometre ötelerde cinayet şebekelerinin işlediği suçlar hiçbir zaman Kerim Kitaba, Resulü Ekrem Muhammed Mustafa’ya (SAS) mal edilemez.

Nasıl ki Ortaçağlarda Hz. İsa’nın getirdiği rahmet mesajından nice Haçlı seferleri düzenlendiyse ve o Haçlı seferlerinin hiçbirisi asla Hz. İsa’ya mal edilemezse, nasıl ki Ortaçağlarda Yüzyıl Savaşlarında, Otuz Yıl Savaşlarında Avrupa’da yaşayan insanların yarısı yarısını katlettiği zaman o katillerin hiçbirisinin Hazreti İsa’yla, Hazreti Musa’yla, ilahi dinlerle, ilahi kitaplarda ilişkisi kurulamazsa, aynı şekilde bugün küresel güçlerin çatışma alanı haline getirildikten sonra istibdadın, zulmün, işgallerin ve sömürgelerin gölgesinde yaralı bilinçlerin, ölümcül kimlikleri işlediği hiçbir cinayetin yeryüzüne rahmet getiren, yeryüzüne merhamet getiren, yeryüzüne barış getiren, İslam’ın selam olduğunu ilan eden, imanın eman olduğunu yeryüzüne haykıran, tevhidin vahdet olduğunu insanlığa bildiren dini mübini İslam’a, onun kitabı Kur’an’a, onun Peygamberi Muhammed Mustafa’ya (SAS) asla mal edilemez.

Onun için, nerede yaşıyorsanız yaşayın başınızı asla öne eğmeyin, başınız dik olsun, zira siz Muhammed Mustafa’nın (SAS) ümmetisiniz. Siz çok iyi biliyorsunuz ki, Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi Vessellem yeryüzünde daima bütün kötülükleri iyilikle ortadan kaldırmayı ümmetine öğretmiş ve yeryüzüne getirmiş rahmet ve merhameti ebediyete kadar bize emanet etmiştir.

Aziz kardeşlerim,

Coğrafyamızda kaos dönemlerinde ortaya çıkan, şiddet üreten teolojileri, yanlış din anlayışlarını, nevzuhur dini akımların ortaya çıkardığı din anlayışlarını kendi evlerinize, kendi ülkenize, kendi çocuklarınıza asla taşımayanız.

Cenab-ı Hakk bu mübarek mabedi ebediyen hayırlı ve mübarek eylesin. Bu topraklarda yaşayan bütün Müslüman çocukların kendi kimliğini doya doya yaşayarak ama aynı zamanda içinde yaşadığı toplumla Resulü Ekrem’in emrettiği gibi barış içerisinde yaşamayı nasip eylesin. Yüzyıllar sonra dahi bu topraklarda yaşayan hiçbir Müslüman evladı İslam’ın sulbünden gelmiş hiçbir çocuğumuzu, yavrumuzu, zürriyetimizi dini mübini İslam’ın o büyük rahmetinden asla mahrum eylemesin.

Sosyal Medya Hesaplarımız...
facebooktwitteryoutubegoogleplus

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

79 + = 87