Miraç gecesi neler oldu?

Miraç gecesi neler oldu?

Miraçta Cebrail ile göğe yolculuk.

Peygamber Efendimiz -sellallahu aleyhi ve sellem- Miraç’ta neler yaşadı? Miraç Gecesi nasıl bir yolculuk yapıldı? Miraç’la ilgili merak edilenler…

Şerîk bin Abdillah şöyle demiştir: Ben Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-’den işittim, o, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in Ka’be mescidinden yürütüldüğü geceyi şöyle anlatıyordu:

Kendisine o hususta vahy edilmeden evvel, Rasûlullah el-Mescidü’l-Harâm’da uyurken, yanına üç nefer melek geldi. Onların birincisi:

-(Yatmakta olan üç kişinin) hangisi O’dur (yani, Muhammed’dir -aleyhisselâm-)?… diye sordu. Diğeri:

-Onların ortasındakidir, O onların hayırlısıdır, dedi. O üç neferin sonuncusu da:

-(Semâya çıkarılmak için) üç kişinin hayırlısını alın!.. dedi. Vâki’ olan bu kıssa bu gece oldu. (Bu gecede başka şey vâki’ olmadı). Peygamber o üç kişiyi, bundan sonra görmedi. Nihâyet onlar, başka bir gecede Peygamberin gözü uyur ve kalbi görür halde iken, onun yanına geldiler. Peygamberin kalbi uyumuyordu. Bütün Peygamberler de böyledir, onların gözleri uyur da kalpleri uyumaz. Bu gelen üç kişi Peygamberle kelâm etmediler, nihâyet O’nu taşıdılar ve Zemzem kuyusunun yanına koydular. O üç kişiden Muhammed’in -aleyhisselâm- işini Cibrîl üzerine aldı. Cibrîl, O’nun göğsü ile gerdanı arasını yardı. Nihâyet göğsünü ve içini yarmayı bitirince, Cibrîl kendi eliyle Zemzem suyundan alıp, orayı yıkadı ve içini tertemiz yaptı. Sonra Peygamberin yanına, altından bir leğen getirildi. Onun içinde de yine altından yapılmış su içecek bir kap daha vardı. Bu leğenin içi îmân ve hikmetle doldurulmuştu. Cibrîl bununla Peygamberin göğsünü ve boğazının içindeki etleri, yani boğazındaki damarları doldurdu. Sonra göğsünü kapattı. Sonra O’nu dünya semâsına çıkardı. Onun kapılarından bir kapıya vurdu. Semâ ahâlisi ona:

-Kimdir o? dediler. -Ben Cibrîl’im, dedi. Semâ ehli:

-Berâberindeki kimdir? dediler. Cibrîl: -Berâberimdeki Muhammed’dir -aleyhisselâm-, dedi. İçerideki sorucu:

-O’na davet gönderilmiş midir? dedi. Cibrîl:

-Evet, gönderilmiştir, dedi. İçeridekiler:

-O’na merhaba ve ehlen!.. dediler. Akabinde semâ ehli Muhammed -aleyhisselâm-’ı bu davetinden dolayı müjdeliyorlardı. Semâ ehli, Allâh’ın, O’nunla yer hakkında ne yapmak istediğini Cibrîl diliyle onlara bildirinceye kadar bilmiyorlardı. Dünya semâsında, Âdem’i buldu. Cibrîl, Peygamber’e:

-Bu, baban Âdem’dir, O’na selâm ver dedi. Peygamber, Âdem’e selâm verdi, Âdem’de selâmını alıp, mukâbele etti ve:

-Merhaba ve ehlen, benim oğlum, sen ne iyi oğulsun!.. dedi. Bir de Peygamber dünya semâsında akmakta olan iki nehirle karşılaştı da:

-Bu iki nehir nedir, Ya Cibrîl? dedi. Cibrîl:

-Bu ikisi Nil ile Fırat’ın asıllarıdır, dedi. Sonra Peygamberi dünya semâsında yürüttü. Bu arada Peygamber diğer bir nehirle karşılaştı ki, onun üzerinde inciden ve zebercedden yapılmış bir saray vardı. Eliyle nehrin suyuna vurdu. Bir de gördü ki, o, en iyi cins misktir. Cibrîl’e:

-Bu nedir, yâ Cibrîl? diye sordu. Cibril:

-Bu, Rabbinin Senin için hazırlamış olduğu Kevser’dir, dedi. Bundan sonra Cibril, O’nu ikinci semâya yükseltti. Orada da melekler O’na, birinci semâdaki meleklerin sordukları gibi: -Bu kimdir? dediler. Cibrîl:

-Ben Cibrîlim! dedi.

-Berâberindeki kimdir? dediler.

-Muhammed’dir, dedi.

– O’na davet gönderilmiş midir? dediler.

-Evet, gönderilmiştir, dedi.

-O’na merhaba ve ehlen, dediler. Bundan sonra Cibrîl, O’nu üçüncü semâya yükseltti. Oradakiler de O’na birinci ve ikinci semâdaki meleklerin söyledikleri sorup, cevâp aldılar. Bundan sonra Cibrîl, O’nu dördüncü semâya yükseltti. Oradaki melekler de, O’na önceki semâlardaki meleklerin sordukları gibi sorup cevâp aldılar. Bundan sonra Cibrîl, O’nu beşinci semâya yükseltti. Oradaki melekler de O’na, önceki semâlardaki meleklerin sordukları gibi sorup cevâp aldılar. Bundan sonra Cibrîl, O’nu altıncı semaya yükseltti. Oradaki melekler de O’na daha öncekilerin dedikleri sözler gibi söylediler. Bundan sonra Cibrîl O’nu yedinci semâya yükseltti. Oradaki melekler de O’na daha evvelkilerin sözleri gibi söylediler. Her bir semâda isimlerini söylediği Peygamberler vardı. Ben onlardan ikinci semâda İdrîs’i, dördüncü semâda Hârun’u, beşinci semâda ismini ezberleyemediğim bir diğerini, altıncı semâda İbrâhim’i, yedinci semada da Mûsâ’yı, Allâh’ın onu kelâmıyla tafdîl etmesi sebebiyle ezberledim. Mûsâ:

-Ey Rabb’im!.. Benim üzerime yükseltilen (yani, Senin benim üzerime yükselttiğin herhangi) kimsenin varlığını zannetmemiştim, dedi. Sonra Cibrîl, Muhammed’i, ancak Allâh’ın bilmekte olduğu şeylerle bu katın üstüne çıkardı. Nihayet, Sidretü’l-müntehâ’ya geldi. Rabbu’l-İzzet olan Cebbâr da, “Yaklaştı ve tedellî etti.” (Daha çok yaklaşmak istedi) de nihâyet (bu sûretle o, Peygamber’e) “iki yay kadar yâhud daha yakın oldu da Allah kuluna vahyettiğini etti.” (Necm Sûresi 53/8-9) Allâh’ın O’na vahy ettiği şeyler içinde, ümmetinin üzerine her gün ve gecede elli vakit namazı da vahy etti. Sonra oradan aşağıya indi, nihâyet Mûsâ’nın yanına ulaştı. Mûsâ onu biraz alıkoydu ve:

– Yâ Muhammed!.. Rabbin sana neyi ahdetti (yani, sana neyi emr ve tavsiye etti)? diye sordu. -Rabbim, bana her gün ve gecede elli namaz emretti, dedi. Mûsâ:

-Senin ümmetin buna güç yetiremez, geri dön de Rabbin, Senden ve ümmetinden bunu hafifletsin. dedi. Bunun üzerine, Peygamber, Cibrîl’e yöneldi de, sanki bu konuda Cibrîl’le istişâre etmek istiyor gibiydi. Cibrîl kendisine: -Evet, istersen bunu iste! diye işâret etti. Akabinde Cibrîl O’nu, Cebbâr’ın huzûruna doğru yükseltti. Peygamber dedi ki:

-Cebbâr olan Allah, evvelki durduğu makamında idi- -Ey Rabbim!.. Hafiflet, çünkü ümmetim buna (bu elli vakit namaza) güç yetiremez!.. dedi. Yüce Allah elliden on namazı indirdi. Sonra Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Mûsâ’nın yanına döndü. Mûsâ O’nu alıkoymakta ve O’nu Rabbine geri döndürmekte devam etti. Nihâyet elli namaz, beş namaz oldu. Sonra Mûsâ, onu bu beş namazın yanında da durdurup:

-Yâ Muhammed!.. Vallâhi, ben kavmim İsrâiloğullarına bundan daha azı ile döndüm de, onlar zaîf olup, bunu da terk ettiler. Senin ümmetin cesedler, kalpler, bedenler, gözler, kulaklar bakımından daha zaîftir… Geri dön de, Rabbin Sen’den bunun hepsini hafifletsin. Peygamber, onun kendisine işâret etmesi için Cibrîl’e yöneldi. Cibrîl bunu kerih görmüyordu. Cibrîl O’nu beşinci defa da yükseltti. Peygamber: -Ey Rabbim!.. Şüphesiz benim ümmetim, cesedleri kalpleri, işitmeleri, bedenleri zaîf kimselerdir. Bizlerden daha da hafiflet! diye niyâz etti.

Bunun üzerine Cebbâr olan Allah: -Yâ Muhammed! diye nidâ etti. Peygamber: -Lebbeyke ve sa’deyke Yâ Rabb!.. diye icâbet etti. Allah: -Şu bir hakîkat ki, benim nezdimde söz (hüküm ve kazâ) tebdîl olunmaz!.. Bu, senin ve ümmetin üzerine Ana Kitab’da farzettiğim gibidir, buyurdu. Ve yine:

-Her bir hasene on misliyle karşılanır. Bu, ümmü’l-kitap’ta elli vakittir ve bu senin ve ümmetin üzerine beş vakittir, buyurdu. Peygamber, Mûsâ’nın yanına döndü. Mûsâ O’na: -Nasıl yaptın? dedi. Peygamber ona: -Allah bizden hafifletti. Bize her bir haseneye on misli ile karşılık verdi, dedi. Mûsâ:

-Ben İsrâiloğullarına bundan daha azı ile dönüp tecrübe ettim, onlar bunu da terkettiler. Sen yine Rabb’ine dön de, Senden yine hafifletsin! dedi. Rasûlullah: -Yâ Mûsâ! Ben vallâhi Rabb’ime çok gidip gelmemden dolayı utandım, dedi. Cibrîl de O’na:

-Allâh’ın ismiyle in!.. .dedi.” (Sahîh-i Buhârî ve Tercemesi, Kitâbu’t-Tevhîd, 16/ 7381; ayrıca bkz: Buhârî, Enbiyâ, 22, 43; Müslim, Îman, 264; Tirmizî, Tefsir, 3343)

Kaynak: Üç Aylar, Yusuf Demireşik, 288 Sayfa, Sultantepe Yayınları

Sosyal Medya Hesaplarımız...
facebooktwitteryoutubegoogleplus

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 5 = 8